Tevhîd’in Hayattaki Görüntüleri
1- Kâinattaki Tevhîd: Kâinattaki her varlık bu inancı bize haber veriyor. Kur’ân’da sık sık bu duruma dikkat çekilmekte, Allâh’ın sonsuz kudretinin eserine bakmamız tavsiye edilmektedir. Kâinattaki her varlık kendine ait bir özelliğe sahiptir ve her biri kendi görevini yerine getirmektedir. Bu durum, Tevhîd’in göstergesidir.
2- Siyasette Tevhîd: Siyaset, idare etme, yönetme ve yönlendirmedir. Âlemlerin Rabbi Allâh (c.c.), âlemleri yaratan ve idare edendir. O’nun hükmü hem kâinatta hem de insan hayatında geçerlidir. “O gökte de ilâhtır, yerde de ilâhtır.” [Zuhruf 84] Allâh’ı dünya ve toplum işlerine karıştırmak istemeyen mantık Tevhîd’e aykırıdır ve tâğutluktur.
3- Toplumda Tevhîd: İslâm ümmeti, Tevhîd Dinine inanmakla tek bir ümmet, tek bir topluluk olmaktadır. “Ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim. O halde gereği gibi ibâdet edin.” [Enbiya 92] Öyleyse mü’minler, hayatlarına Tevhîd ilkelerini hâkim kılarak birliklerini koruyacaklar, Allâh’ın ipine sımsıkı sarılarak ayrılıp parçalanmayacak ve vahdete ulaşacaklar. Mü’minleri, ancak Tevhîd ilkelerine topluca sarılma birleştirir, bir araya getirir. Mü’minler, kendilerine Allâh’ın âyetleri geldikten sonra parçalanıp bölük pörçük olanlar gibi olamazlar.
4- Kişide Tevhîd: İman edenler, İslâm’ın kendilerinden istediği mavahhid tipli insan olmak, hayatlarının her ânında Tevhîd inancını yansıtmak, kulluğu tek olan Rablerine yapmak durumundadırlar. Muvahhid, bütün benliği ve duygularıyla Tevhîd ilkelerine inanır, mücâdelesini bu uğurda yapar.
5- Yürekte ve Dilde Tevhîd: Mü’minler, Tevhîd Dininin özeti olan Tevhîd Kelimesini yürekten kabul ederler, inanırlar, dilleriyle de inandıklarını ortaya koyarlar. Sonra da bu inançlarını fikirde, düşüncede, ahlâkta, ibâdette, sosyal hayatta ve her konuda gösterirler. Tevhîd’in ilkelerini hayata hâkim kılarlar.
“Lâ ilâhe illâllâh” dedikten sonra, başka ilâhların peşine gitmezler, şirk olabilecek fikirleri kabul etmezler, ilâh zannedilenlelerin ve tâğutların hükümlerine itibar etmezler. Allâh’a rağmen insanlara hükmetmeye kalkışanlara yüz vermezler. İbâdetlerini yalnızca Allâh’a yaparlar. İmanlarından asla taviz vermezler. Rabbimiz buyuruyor ki: “Allâh’a dayan, vekil olarak Allâh yeter! Allâh bir adamın göğsünde iki kalp yaratmadı.” [Ahzab 3-4]
İşte bu mânâda kim Kelime-i Tevhîd’i kabul ederse, kim hayatını bu inanç doğrultusunda yaşarsa, kimin son sözü “Lâ ilâhe illâllâh Muhammedu’r Rasûlullâh” olursa, onun Cennet’e gideceği umulur.
İnsanlık tarihi baştan başa bir Tevhîd mücâdelesi tarihidir. İnsanlar şirk dinine girip saparak azdıkça, yoldan çıktıkça Allâh’ın peygamberleri onları Tevhîd’e dâvet ettiler, kurtulmalarını sağlamaya çalıştılar. İnsanlar Rabb’lerine isyan etmeye, Allâh (c.c.) da onlara elçi ve elçilerle beraber kurtuluş dâvetini göndermeye devam etti.
Bugün de Allâh’ın son vahyi olan İslâm, O’nun kitabı Kur’ân ve bunların tebliğicisi Hz. Muhammed, bütün insanlığı Tevhîd’e dâvet ediyor. Çünkü gerçek kurtuluş Tevhîd’e uygun yaşamaktır. Kur’ân’ın deyişiyle; “Darmadağınık birçok düzme ilâhlar mı hayırlıdır, yoksa hepsine ve her şeye gâlip Kahhar (sonsuz güç sahibi) bir tek olan Allâh mı?” [Yûsuf, 39]
Tevhîdi kabul eden insan Allâh’a şöyle söz vermiş olur: “Ben ancak Senin emirlerine kayıtsız şartsız uyarım, Sana dayanır ve Sana güvenirim. Cezalandıracak ve mükâfatlandıracak ancak Sensin. En güzel emir Senin emirlerin ve en mükemmel kanun senin kanunlarındır. Senin emirlerini alaya alan, yalanlayan ve haddi aşanlara karşı koyacağım. Senin rızân için yaşayacağım, Senin emrine uymayan hiçbir fikri ve kanunu benimsemeyeceğim.”
Ahmed Kalkan

Yorum Yaz