Ne Okuyalım, Nereden Başlayalım?
Kitap okumaya yeni başlamış, okumaktan çok hoşlanan ya da okumayı bir hayat tarzı haline getirmiş insanlarlarımızın sayısı gittikçe artıyor.Sizi bilemiyorum ama, bu, benim için, hem sevindirici hem de üzücü bir durum.Neden diye sorarsanız derim ki; zihinlere, güzel ve işe yarayan bilgiler kitapla taşındığı gibi, cehalet ve zulümât da kitaplarla taşınıyor.Hatta maalesef bu ikinci zümredekiler, kendilerini çok bilgili, entellektüel, akıllı birisi olarak tanıtıyorlar bizlere.Tabi birinci kesim okuyucuların bunlara kanması söz konusu değil.Onlara birazcık meyl edenler, çocuklarına dünyalık bir gelecek sağlamak için çocuklarının onlar gibi olmasını isteyen anne-babalardır.Her ne ise, biz konumuza dönelim.
Şimdi, kitap okumaya nasıl ve nereden başlamalıyız, sorusunun cevabını kısa ve anlaşılır bir biçimde vermeye çalışayım.
İlk önce, dînini önemseyen ve yaptığı işleri -bildiği ölçüde- dînine göre yapan bir insan için okumak kavramı, seküler insanların okumak kavramı gibi olmamalıdır.Bir kelimeye hangi bakış açısıyla terim olma özelliği kazandırırsanız, o kavramı o bakış açısıyla gerçekleştirirsiniz.Yani, okumak kavramını gayri-müslim kültürün etkisine maruz kalmış bir biçimde anlarsanız, okumalarınız da o şekilde olur.Ancak, Tevhîd dîni olan İslâm’ın “OKU” deyince ne demek istediğini kafalarınıza altın bir levha şeklinde yerleştirirseniz, bu sefer de okumalarınız bu yönde, İslâm’a uygun bir tarzda gerçekleşir.
Hepinizin bildiği gibi, Efendimiz’e (s.a.s) ilk vahiy Hıra’da geldi. Vahyin ilk emri ise, “OKU” oldu.Efendimiz’in (s.a.s) tepkisi ise, Ben okuma bilmem, şeklinde idi.Cebrâil (a.s) vahyin ilk emrini tekrar tekrar okuyunca, Efendimiz (s.a.s), Neyi okuyayım, diyerek karşılık verdi.İşte o zaman emîn melek Cebrâil (a.s), bismi Rabbikellezî halak, yani Seni yaratan ve seni Terbiye Eden’in adıyla, dedi ve vahyin geri kalan kısmını da aktardı.
Bu ilk emir, tek kelime olmasına rağmen hemen arkasından gelen seni yaratan ve seni tebiye eden, kısmıyla birlikte düşünüldüğünde, bizde bir okuma tasavvuru inşa ediyor.Bu tasavvur, hayatımızı baştan aşağı inşa eden bir tasavvurdur.Burada şunlar söylenmiş oluyor:
Ey vahye muhatab olan kişi(ler), ilk önce kafanızda oluşturduğunuz eski okuma tasavvurunuzu silin ve yerine yazın şunları…Var olan hiçbir şeyi, Allâh’tan bağımsız görmeyin.Çünkü sizi yaratan (halk eden) O’dur.Beş duyunuzla algılayabildiğiniz ve algılayamadığınız her şeyi Allâh yarattı ve onların hepsine bir görev tayin etti.Bu görev ataması, Allâh’ın Rububîyeti, yani Rabb’liği ile alakalıdır.Sizi de O yarattı ve siz de O’nun Rabb’liğinden nasibinizi alıyorsunuz.O halde her şeyi, sizi Yaratan ve sizi Terbiye Eden Allâh’ı düşünerek, O’na itaat ederek, O’na şükrederek, O’nun istediği şekilde, O’nun rızasını almak için… OKU‘yun.
İşte dostlar, okumaya buradan yani varlığı birbirinden ayırmadan (tefrik) onları birlikte (Tevhîd) düşünüp algılayarak okumaktan başlamak gerekiyor.Alâk sûresinin bu iki âyetini içselleştirebilsek, kavrayabilsek, hayata bakış açımızı bu âyetler belirleyebilse, o zaman kitap okumaya nereden başlarım sorusu asıl soru olmaktan çıkar.Zaten bu durumda okumak kelimesi, harflerden olan kelimeleri ağızdan seslerle çıkarma olayından çok farklı bir şeye dönüşmesi gerekir.Okumak, hayatı algılamak, anlamında kullanıldığı zaman gerçekten okuma eylemi gerçekleştirilmiş olur.
Kelamın sonucu olarak, ilk önce okuma tasavvurumuzu düzeltelim.Varlığı bir bütün (Tevhîd) halinde okumayı öğrenelim.Bunu içimize ayrılmaz bir zamkla (Îmân) bağlayalım.Daha sonra, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz zaten bu okumaya göre şekle girecektir.
Ve’l Hamdu Lillâh.

Yorum Yaz