Müslümanın Sorumluluk ve Şahsiyeti

Her şeyden önce, İslâm; sorumluluk ve şahsiyet duygusu olan insanların seçebileceği bir hayat nizamıdır.Sorumluluk ve şahsiyet kelimelerini, takvâ kavramının açılımı olarak düşünmekte, sanıyoruz ki bir sakınca yoktur.Fakat takvâ kavramı, bizde yerli yerince oturmadığı için, bunun yerine sorumluluk ve şahsiyet kelimelerini kullanmayı daha uygun buluyoruz.
İslâm, neden sorumluluk ve şahsiyet sahibi olmayı gerektirir diye bir sual sorsak, ilk vereceğimiz cevablardan birisi şu olur:
Çünkü bütün peygamberler Allâh’a kayıtsız-şartsız teslîm (Müslüman) olduklarını bildirmişler ve ümmetlerinin de kendilerini takib etmelerini ve kendilerinin yolunda ilerlemelerini tavsiye etmişlerdir.Ümmetlerinden hiçbir ücret istemediklerini defaatle belirttikleri gibi, yegâne kurtuluşun da bu yolda olduğunu son nefeslerine kadar haykırmışlardır.
İşte bu sebebledir ki, Rabb’imiz bize Kur’ân’a şöyle sesleniyor:
“Allâh’a davet eden, dürüst ve erdemli davranan ve “Elbette Allâh’a kayıtsız-şartsız teslîm olanlardanım (Müslümanlardanım)” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet, 43/33)
Âyette geçen Allâh’a davet etmek, öncelikle, peygamberlerin vazifesidir.Ama Allâh, bu görevi sadece peygamberlere vermiyor; Müslümanım diyen insanların tümünü, insanları Allâh’a davet etmekle yükümlü kılıyor.Bunu yaparken de iyilik/güzellik/doğruluk/temizlik/erdem/dürüstlük ve sair gibi bütün iyi sıfatlarla donanmalarını istiyor.İşte böyle yaptıkları takdirde, onların “Ben Müslümanlardanım” deme hakları olduğunu ve onların bu sözünün, Allâh tarafından hoşnud/razı olunmuş bir söz olduğu vurgulanıyor.
Başta, Müslümanların ya da Müslüman olacak olanların sorumluluğa ve şahsiyete sahib olmaları gerektiğine değinmiştik.Yukarıda âyette de açıkça görülüyor ki, “Müslümanım” diyebilmek için çok ağır sorumluluklar altına girebilmek gerekiyor.Bu sorumlulukların altına girebilmek için, kişide olgun/kemale etmiş bir şahsiyetin olması gerekmektedir.İşte bu iki kelimenin böylece bir araya gelmesine takvâ, bunları bir araya getirmeye muvaffak olabilen insana da muttakî, diyoruz.
Takvâyı kuşanabilmek için, ilk önce îmân edip Müslüman olmak şartı olmadığını düşünüyorum.Çünkü, sorumluluk ve şahsiyeti olmayan ya da bu vasıfları bir araya getirememiş insanlar, İslâm’ı hayat tarzı olarak seçemezler.Çünkü İslâm, kendisine dahil olacaklara ilk önce sorumluluklar yüklemekle işe başlıyor ve bu sorumluluklarından taviz vermemeleri (şahsiyet) konusunda onları sıkı sıkı uyarıyor.
Kur’ân’da, başlarına musîbet gelmiş peygamberlerin, ümmetlerin ya da şahısların çoğu Müslüman olduğunu dile getirmekle, sorumluluk ve şahsiyetlerinin farkında olduklarını vurguluyorlar.Kur’ân’da bu ifadelerin sıkça yer alması, hayatımızı şekillendiren Kitâb Kur’ân’ın bizim sorumluluk ve şahsiyetimizi geliştirmesi içindir.Yoksa, dediğimiz gibi; sorumluluk ve şahsiyet, fıtrî hasletlerdir ve bu hasletler tüm insanlarda bulunmaktadır.Ancak onları kullanabilenler, nefslerine, insan ve cinlerden olan şeytanlara yenik düşmemiş olanlardır.
Takvânın, yani sorumluluk ve şahsiyetin, kendini gösterdiği en önemli/öncelikli alan Tevhîd‘dir.Tevhîd kelimesi olan “Lâ ilâhe illallâh“ı dili ile söyleyen, kalbi ile tasdîk eden ve hayatıyla yürürlüğe koyan bir insan, muttakî olduğunu da isbat etmiş demektir.Çünkü Tevhîd’i her mânâsıyla şahsında gösterebilen bir insan, imtihanı büyük olan insandır.Bir insanın imtihanı ne kadar büyük olursa, onun peygamberlere benzemesi ve onların yolundan gittiğini isbatlaması da o derece fazladır.Tevhîd bilinci yüksek olan muttakî kişi, tavizsiz bir hayat yaşayan kimsedir.Tavizsiz bir hayat yaşamanın ana prensibi, bile bile çamura yatmamaktır ve üzerine sıçrayan çamurları derhal temizlemektir.Muttakî ve muvahhid olabilmenin ilk ve en önemli şartı budur.

Yorum Yaz