Küfür ve Şirk Kavramlarının Farkı

Bu iki kavramın kelime mânâlarını iyi bilmediğimiz takdirde, ikisini birbirine karıştırmamız kaçınılmazdır.Türkiye’de yaşayan çoğu insanın da bu iki kavramı birbirine karıştırdığını düşünüyorum.Bunun için, bu iki kavramın neye tekabül ettiğini ve nasıl anlaşılıp kullanılması gerektiğini açıklamaya çalışacağız.


Küfrün kelime olarak anlamı; örtmek, gizlemek, saklamaktır.


Şirk kelimesinin mânâsı ise; ortak, denk, birini birinin yerine koymak demektir.


Allâh Kur’ân‘da, Arabca’da kullanılan birçok kelimeye yeni mânâlar vermiş ve bu da, Müslümanların İslâm’ı anlamasını kolay kılmıştır.Çünkü kavramlar ne kadar taze ve berrak olursa, meseleyi anlamak o kadar kolaylaşır.Kendi öz mânâsından çıkarak kalıplaşmış kavramların ise; olayı, anlatmak bir tarafa, tam aksini çağrıştırma ihtimali daha kuvvetlidir.Allâh’ın, dîni eski kelimelere yeni mânâlar vererek göndermesi, İslâm’ın bir Arab dîni olmadığını da açıkça isbat etmekte ve bir mu’cize olarak önümüzde durmaktadır.


İslâm’ın son şeriatı Hz. Muhammed’e (s.a.s) geldiğinde, bu iki kavram da maddî anlamlarından çıkarılarak -kelime mânâlarına uygun bir şekilde- yeni birer kavram olarak Müslümanların hayatına girmiştir.


Dînimizde küfür; İslâm’ın bildirdiği hakîkatlerin üzerini sahte boyalarla kapatmak ya da o hakîkatleri kabul etmemek, şeklinde tanımlanır.Kur’ân’da geçen -hüküm koyan- bir âyetin hükmünü açıkça kabul etmemek/reddetmek, bu kavramın genel olarak örneğidir.Daha da açarsak, namaz açıkça farz olduğu hâlde (Nisâ, 4/103), onun farz olduğunu inkâr etmek, bir hâkikati örtmek olduğu için küfürdür; küfür amelinde bulunan kişi de kâfir olarak isimlendirilir.


Şirk kavramını ele alacak olursak; Allâh’ın uluhîyet, rubûbiyet, esmâ ve sıfatlarında; bir insanı ya da başka nesneleri (taştan yapılmış putlar, yıldızlar, doğa, kainat gibi) O’na ortak kabul etmek demektir.Daha doğru bir şekilde ifade edersek, bazı varlıkların O’na ortak olduğunu “vehm” etmektir.Çünkü insanlar -şirk veya küfür ile- yalnızca kendilerine zarar verirler.Çünkü insan, yalnızca ulaşabildiği varlıklara etki edebilme kabiliyetine sahibtir; hiçbir cihetle Allâh’a ulaşamayacağı için, O’na bir zarar vermesi ya da fayda sağlaması söz konusu olamaz.


Küfür ve Şirkin Zararları


Şüphesiz ki, bu iki kötü amelin hem bu dünyada hem de âhirette bizleri etkileyecek -hepsini saymamız mümkün olmayan- zararları içinde barındırır.Dediğimiz gibi, bu amelleri vücuda getirenler, ne Allâh’a ne de O’nun bizlere bildirdiği hakîkatlere, aslâ ve kat’â zarar veremezler.


İnsanlar, hakîkat/doğru olanı gizlemekle (küfür ile) doğru yolda gitmeye itiraz etmişler demektir.Eşya zıddı ile bilindiğine göre, doğru yolun tersi de sapıklık yoludur.Doğru yol “bir” olduğu hâlde, sapıklık yolu sayısızıdır ve her gün bu yollara yenileri eklenmektedir.Dolayısıyla, doğru yolda gitmeyi tercih etmemek, peşinen sapıklık yolunda gitmeyi istemek ve kabullenmek anlamına gelecektir.


Bu kötü yolda ilerleyen kimseler, hayattaki hiçbir şeyin mahiyetini kavrayamazlar.Meselâ, kâinatın “oluşma sebeblerini” açıklamaya kalkarlar da, “niçin oluştuğu“nu bir türlü sormak ve cevabını bulmak istemezler.Aynı şekilde kâinatın içinde var olan, canlı ve cansız olan her şeye, aynı kafa ile yaklaşırlar.Yani onların, nasıl oluşum süreci geçirdiğini daha da doğru bir ifadeyle, hangi sebeblere bağlı olarak geliştiğini gözlemleyip, bunu kayıtlara geçirmekle -işin aslını göz ardı edip- bir ömrü heba ederler.


Günümüzde adına “bilim” dediğimiz olgu, işte tam olarak bu işe yarar.O, kendini her şeyten üstün görerek müşrik (şirk koşan) olduğu gibi, kâinatı ve içindeki tüm varlıkları, Allâh’tan bağımsız bir şekilde görmeye çalıştığı için de kâfir (hakîkati örten)dir.Onun böyle olması ve insanları peşinden sürüklemesi, onu “dünya tanrısı” diye isimlendirmekte de bir sakınca oluşturmamaktadır.Çünkü bilim, insanlara sadece bu dünyayı va’d edip, bu dünyada rahat ve konforlu bir hayat yaşamalarını sağlamaya çalışıyor.Bununla birlikte, Allâh’ın doğaya koyduğu kanunları bir bir bozarak, dünyanın kıyametini hazırlamış oluyor.


Varlığı Allâh’tan bağımsız görmek, eşyanın sahibsiz olduğunu düşünmek ve onu sahiblenmek demektir.Allâh’ı tanımayan insanlar böyle yaparak, eşya üzerinde bir tasarruf haklarının bulunduğunu ve onu istedikleri gibi kullanabileceklerini zannettiler.Bu zannları, doğadaki nizam ve dengenin (hayvanların/bitkilerin nesillerinin tükenmesi, iklimsel değişmeler vs.) bozulmasına sebeb olmuştur ve bu büyük bir hızla devam etmektir.


Konumuza tekrar dönecek olursak, Tevhîd‘i; yani Allâh’ı tanıyıp, eşyayı Allâh’ın koyduğu yere koymamak, şu örnek verdiğimiz sonuçları bu dünyada doğurmaktadır.İnsanlar kendi hâkikatlerini kendileri oluşturma başladıkladıklarında, ortada yüzlerce hattâ binlerce hakîkat dolaşacaktır.Daha önce söylemiştik ki, hakîkat birdir.Eğer piyasada birden çok “hakîkat” dolaşıyorsa; bu, herkesin kendi hakîkatini oluşturarak kendilerini ya da kendi görüşlerini/hayat tarzlarını birer ilâh olarak gördüklerinin delilidir.Çünkü hakîkati belirleme ve açıklama yetkisi, bu dünyayı yaratan Zât’ın işidir.O’nun işini üstlenmeye kalkmak şirk olduğu gibi, O’nun hükümleri yerine yeni hükümler getirmek de küfrün ta kendisidir.


İnşaallâh, verdiğimiz misallerle birlikte, küfür ve şirk kavramlarını anlamakta bir kapı açmış olmuşuzdur.Kavramları kavramak istiyorsak, onlar üzerinde tefekkür etmemiz şarttır.Üzerinde düşünülmeyen ve sorgulanmayan hiçbir şey tam olarak anlaşılamaz.Allâh’tan, Tevhîd’e zıt olan bu iki kavramı bize kavratmasını ve bizi onlardan, onları bizden uzak uzak tutmasını niyaz ediyoruz.Çünkü, ancak bu iki kavramdan uzak olanlar âhiret hayatını kazanacak olanlardır.


Ve’l Hamdu Lillâh.


Yorum Yaz