İslâm’ın ve Îmânın Şartları

Bu bahiste, klasik olarak tekrar edilen ve ezberletilen şartları saymaktan ziyâde, bu meseleleri kavramak için bir yol açmaya çalışacağız.Çünkü bu maddeler hâlinde sayılan şartları, konuşmaya başlayan en küçük çocuk bile ezbere bildiği için, tekrar etme lüzûmu görmedik.


İslâm’ı, kelime anlamlarına hiç bakmadan tanımlamaya kalkarsak, ona ancak hayâtın diğer ismidir, diyebiliriz.Yâni hayâtımızın her alanında ve aşamasında ve ânında bize yol gösteren bir ilâhî sistemdir.Ya da başka bir şekilde tanımlayacak olursak; İslâm, fıtratımızdır.İki tanımı birleştirip; İslâm, hayâtı fıtrata göre yaşamaktır, demekte hiçbir mahzûr olmasa gerek.İslâm’ı belli bir zamâna ve mekâna sıkıştırıp da hayâtın diğer bölümlerine karışmadığını zannedenler/iddia edenler; İslâm’ı ya anlamamışlardır ya da İslâm’a uymayı değil, onu kendilerine uydurmayı düşünüyorlar demektir.Birinci kısma girenler “bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıptır,” kâidesince öğrenmediklerinden dolayı ayıplanırlar.İkinci kısma girenler ise, kendi menfaâtlerine İslâm’ı âlet edenlerdir ve bu ikinci kısım insanlar hakkında müteyakkız olmak, onların şerrinden sakınmak ve Allâh’a (celle celâluhû) sığınmak lâzımdır.


Bu hayât nizâmına tâbî olmak veya olmamak, her insanın yaratılıştan gelen hakkıdır.İrâde, bu seçimi yapmak üzere, Allâh (celle celâluhû) tarafından insanlara verilen -kullanıma göre- bir ni’met veyâ külfettir.Tâbî olmak da olmamak da basit olduğu hâlde, tâbi olmak rahmet, olmamak ise zahmettir.Tâbî olmanın şartları, kayıtsız ve şartsız olarak îmân etmekle mümkündür.Bunun temeli ise, Allâh’a (celle celâluhû), O’nun istediği şekilde, îmândır.Diğer îmân edilecek tüm hakîkatler, Allâh’a (celle celâluhû) îmânın netîcesidir.Yâni Allâh’a (celle celâluhû) îmân eden bir kul, Allâh’ın Kitâbı’na da îmân edeceğinden, o Kitâb’ın içinde bulunan her kelimeye de îmân etmiş demektir.Dolayısı ile meleklere, diğer kitâblara, peygamberlere, âhiret gününe, kadere, namaza, zekâta, oruca, hacca, cihâda, emr-i bi’l ma’rûf neyh-i ‘ani’l münkere ve sâir, hepsine îmân eder.Sâlih amel sorumluluğu da bu îmân neticesinde ortaya çıkar.Yâni îmân, İslâm’ın içteki yansıması; sâlih amel ise, dıştaki tezâhürüdür. (Kur’ân’da îmân ve sâlih amel geçen bâzı yerler için bkz. 2/62, 22/50, 32/19, 38/24, 38/28, 103/3 ve sâir…)


İnsan, şehâdetle ilk aşama olan îmân dairesinden girdiğinde, artık İslâm dînini kabûl etmiş ve ümmet-i Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şerefli efrâdı arasına katılmış demektir.Bundan sonra o insana düşen, îmâna uygun bir biçimde sâlih ameller yapmaktır.Zîrâ, sâlih amel -yukarıda da belirttiğimiz gibi- îmânın fiile dönüşmesidir.Eğer fiilleri yapmakta bir gevşeklik gösterme ya da daha ileri boyutunu düşünerek, hiç yapmama hâli var ise; bu, îmânın -tâbir-i câiz ise- bodurluğundan veya nûrsuzluğundan kaynaklanır.Eğer îmân kemâle erer ise, sâlih ameller yapılır.Bu sâlih ameller de ihsân, takvâ ve ihlâs ile yapılırsa, o insan bir bakıma dünyâda cennet hayâtı yaşar.Bütün bu güzelliklerden sonra ise, insanın aklına hemen “Îmânımı ve sâlih amellerimi nasıl takviye edebilirim?” sorusu gelebilir.Îmânı takviye için “okumak ve tefekkür etmek” gibi söylemesi kısa, mânâsı uzun bir bir cevâb vermek, bize yeterli gibi geldi.Okumaktan kasıt; Kur’ân’ı, kâinâtı, doğayı, insanı, hayvanı, bitkiyi doğru bir şekilde okuyup, doğru bir tefekkürle yaratılış gâyemize ulaşmaktır.Bu okumak ve tefekkür yolculuğundan sonra, sâlih amel kaçılmaz bir meyve olacaktır.Şunu da ikrâr edelim ki, bu hayât tarzı (İslâm) mükemmelleştirilmiş bir hayât tarzıdır.Bunu, Rabb’imiz (celle celâluhû) Kur’ân’da şöyle beyân ediyor:


“…Bugün kâfirler, sizin dîniniz(i terk edeceğiniz)den ümîdlerini kesmişlerdir.O hâlde, onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün sizin için, dîninizi kemâle erdirdim, üzerinize ni’metimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı beğendim…” (el-Mâide 5/3)


Sonuç olarak, îmân ve İslâm şartları diye ayrılan maddeleri -âyete uyarak- İslâm altında birleştirelim.Îmân, İslâm’ın içteki tezâhürü; sâlih amel ise, dıştaki görünüşüdür.Yâni İslâm dîni denince aklımıza “îmân ve sâlih amel” kavramları gelmelidir.


TK & SM


Şevket Çağrı


Yorum Yaz