İslâm’ın Siyaset Anlayışı

Müslümanların çoğu, İslâm’da bir siyaset anlayışının olmadığını zanneder.Çok az bir kısmı ise, hilâfet sloganıyla saltanatın hakim olması taraftarıdır.Ama ümmetin içinde öyle bir zümre vardır ki, onlar muvahhid olmanın gereği olarak, ayrıştırmayı değil birleştirmeyi öğrendiklerinden, İslâm’ın nasıl bir siyaset tarzı olduğunu çok iyi bilirler.İşte biz de Tevhîd Kalesi olarak, bu saf ve temiz olan İslâm siyasetine bakmaya ve Müslümanların kirli siyaset tasavvurlarını berraklaştırmaya çalışacağız inşaallâh.


Siyaset kelimesini en genel anlamda, “yönetme ile alakalı her şey” diyerek tanımlayabiliriz.Dolayısı ile, siyasetin dışında kalan bir insan düşünmek mümkün değildir.Yani insan her ne kadar siyasetten anlamadığını ya da siyasete ilgi göstermediğini söylese de, mutlaka bir siyaset görüşüne sahibdir.Çünkü siyaset, sadece devlete has bir tavır değildir.Evde, işte, arkadaşlar arasında, köyde, ilçede, ilde, ülkede ve hatta kainatta bir siyaset (idare etme şekli) vardır.


Siyaset; akıl, irade ve şuur/bilinç olmadan düşünülemez.Bu yüzden mahlukat içinde yalnızca insanlar bir siyasete sahibdirler.Kedilerin bir idare etme anlayışlarından söz etmek abestir, ya da diğer hayvanların…Hayvanlardan daha aşağıda olan canlı türlerinden bahsetmeye gerek bile yoktur.Demek ki, siyasi bir görüşe sahib olabilmek için, asgarî insan olmak gerekmektedir.Peki “siyaset insandan başlıyorsa, insan üstü bir varlıktan ve o varlığın siyasetinden söz etmek mümkün müdür?” sorusuna verilecek cevab bizim için önem arz etmektedir.Hiç şüphesiz ki, ehl-i Kitâb’dan (Müslümanlar da dahildir) olanlar için böyle bir olgu kesindir.Çünkü ehl-i Kitâb, vahye muhatab olan bir topluluktur ve vahyi aldıkları kaynak ise, aşkın/üstün güç sahibi bir varlık olan Allâh’tır.Fakat İslâm’ı tahrif ederek ismine kadar değiştiren Hristiyan ve Yahudiler, Allâh’ın siyasetini önemseselerdi, saf İslâm inancı üzerinde kalırlardı.Şu ânda, Allâh’ın siyasetini önemsemesi gereken bir topluluk varsa onlar, İslâm’ın son şeriatına tabi olan Müslümanlardır.Allâh’ın siyasetini önemli görmeyenlerin sonu, Yahudi ve Hristiyanlardan farklı olmayacaktır.


Evet, biz madem Allâh’ın bizden üstün bir varlık olduğunu kabul edip O’na kulluk ve itaat ediyoruz; o halde, O’nun da bir siyaseti olması lüzumludur.Bu iddia, küçükte (insan) varsa büyükte (Allâh) de olması gerekir kaidesince isbatlanırsa da, biz isbatımızı Allâh’ın kelamıyla yapmak niyetindeyiz.Çünkü Allâh’ın kelamını yol gösterici harita olarak görenlerin, O’ndan başkasına uymaları düşünülemez.Şimdi, Allâh’ın siyasetine ilişkin o kadar çok âyet göstereceğiz ki, daha önce Kur’ân’ı defalarca okuduysanız bile, bunu hayretle karşılayacağınızı tahmin ediyorum.Çünkü çoğumuz olaya bu perspektiften bakmamıştık ve Allâh için siyaset kelimesini kullanmayı doğru bulmazdık.Bunun ana sebebi ise, yaşadığımız ülkede siyaset kavramanın tahrif edilmiş olmasındandır.Siyaset denince aklımıza öcü, yalan, iftira, düzenbazlık ve sair gibi menfî kavramlar gelir.İşte şimdi bu kavramı yerli yerine oturtmanın zamanıdır:


“Öyle de: “Şüphesiz ben Rabb’imden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise o delili yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azab) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allâh’ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” (Enâm, 6/57)


“İşte O, Allâh’tır. O’ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O’nundur, hüküm O’nundur. Ve ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas, 28/70)


“Göklerin ve yerin mülkü (mülk O’nunsa hükmetme yetkisi de O’nundur) O’nundur.O bir çocuk edinmemiştir, mülkünde (saltanatında) ortağı yoktur .Her şeyi yaratmış, ona ölçü , biçim ve düzen vermiştir.” (Furkân, 25/2)


“Kim Allâh’ı, Rasûlü’nü ve îmân edenleri dost edinirse (kim Allâh’ın şeriatına/yasalarına boyun eğerse) bilsinler ki, üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın partisidir (hizbullâh).” (Mâide, 5/56)


“Allâh onlardan razı olmuş, onlar da Allâh’tan razı olmuşlardır.İşte onlar Allâh’ın partisidir (hizbullâh).” (Mucâdile, 58/22)


Allâh’ın partisinin/tarafının karşısında ise, şeytanın partisi/tarafı vardır:


“Dikkat edin ki onlar şeytanın partisidirler (hizbu’ş şeytan).İşte onlar hüsrana uğrayanlardır.” (Mucâdile, 58/19)


Şimdi de Allâh’ın siyasetinin nasıl olduğunu görmek için, O’nun Kitâbında bir yolculuğa çıkalım.Ve Allâh’ın siyasetini inkar etmenin, Allâh’ı inkar etmek demek olduğunu açıkça görelim:


“Gökten yere her işi (emr) düzenler ve yönetir…” (Secde, 32/5)


“Görmüyor musun ki, göklerin ve yerin hükümranlığı/yönetimi yalnız Allâh’a aittir.” (B akara, 2/107)


“Göklerde ve yerde ne varsa hep O’na aittir, hepsi O’na boyun eğerler.” (Rûm, 30/26)


“Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ve toprağın altında ne var ne yoksa, hep O’na aittir.” (Tâ Hâ, 20/8)


“Başta da sonda da hamd O’na mahsustur.Hüküm (yargı, yönetim, karar) de O’na aittir.Siz de O’na döneceksiniz.” (Kasas, 28/70)


“Kuşkusuz hüküm yalnızca Allâh’ındır.” (En’âm, 6/57)


“Derler ki: Acaba emrden (yönetim işinden) bize de bir pay düşer mi? Şöyle de: Elbette ki emr (yönetim işi) Allâh’a aittir.” (Âl-i İmrân, 3/154)


“Göklerin ve yerin hükümranlığı (mülk) O’nundur.Bütün işler (emr) O’na döndürülecektir.” (Hadîd, 57/5)


“…Önce de sonra da iş (emr) Allâh’a aittir. O gün mü’minler sevinirler.” (Rûm, 30/4)


“O, öyle bir Allâh’tır ki O’ndan başka tanrı yoktur.Padişahtır, Mukaddestir, Selâm (esenlik veren, barış kaynağı), Mü’min (güven veren), Müheymin (şefkatle koruyan), Azîz (güçlü, galib), Cebbâr (istediğini zorla yaptıran), Mütekebbir’dir ( çok ulu)!Allâh onların ortak koştuklarından münezzehtir/uzaktır.” (Haşr, 59/23)


“Mülkü (her şeyi ve her şeyin yönetimini) elinde bulunduran, her şeye gücü yeten Allâh’ın şânı ne yücedir!” (Mülk, 67/1)


“Her şeyin yönetimi O’nun elindedir, siz de O’na döneceksiniz.” (Yâ Sîn, 36/83)


“De ki: Allâh’tan başka yalvarmaya layık gördüğünüz şu tanrılarınızı görüyorsunuz ya, bana gösterin bakalım onlar yerden hangi şeyi yaratmışlar?” (Fâtır, 35/40)


“Allâh, zeval bulmasınlar diye gökleri ve yeri tutmaktadır.Andolsun zeval bulacak olsalar, Kendisinden başka kimse artık onları tutamaz.Kuşkusuz O hâlimdir, çok bağışlayandır.” (Fâtır, 35/41)


“Onların O’ndan başka bir yardımcıları yoktur.Ve O, Kendi hükmüne kimseyi ortak etmez.” (Kehf, 18/26)


“Göklerde ve yerde her ne varsa, isteyerek (itaat ederek) yahut istemeyerek (zorla) O’na teslim olurlar.” (Al-i İmrân, 3/83)


“İşte Allâh dilediği gibi hükmeder.” (Mâide, 5/1)


“Allâh, yargıçlar yargıcı (ahkemu’l hâkimîn) değil midir? (Elbette öyledir.)” (Tîn, 95/8)


“Aranızda bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz onun hakkında hüküm vermek Allâh’a aittir.” (Şûrâ, 42/10)


“Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” (Mâide, 5/44)


“Kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.” (Mâide, 5/45)


“Kim Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.” (Mâide, 5/47)


“Yoksa onlar (İslâm dışı) cahiliyye idaresini mi arıyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, hükmü Allâh’tan daha güzel kim vardır?” (Mâide, 5/50)


“Aralarında hükmetmesi için Allâh’a ve Rasûlü’ne çağırıldıkları zaman inanların sözü yalnızca “işittik ve itaat ettik” demeleridir.İşte korktuklarından kurtulup, umduklarına kavuşanlar onlardır.” (Nûr, 24/51)


Burada doğrudan ve dolaylı olarak daha bir çok âyet verebilirdik.Hatta tam aksine tek bir âyet-i kerîme ile de iktifa edebilirdik.Bu kadar çok âyet meâli zikretmemizin sebebi, hem Kur’ân’a bütün bir şekilde bakmanın gerekli olduğu hem de insanların kalplerini mutmain kılmak içindir.Bizim daha başka şeyler söylememize, yorumlar yapmamıza hiç gerek yok.Akıllı bir insan aktardığımız âyetlerin hepsini okuyup kendi zihninde birleştirebilir zaten.Aklını kullanmayanlara açıklama yapsak da bir şey elde edemeyiz.Allâh bizleri anlayış sahibi kılsın.Âmîn.


Ve’l Hamdu Lillâhi Rabbe’l Âlemîn.


Yorum Yaz