İnsan, Tartışmaya Düşkün Bir Varlıktır

Kur’ân bize hayatı öğretir, kendimizi bildirir.Doğru Kur’ân Okumaları yapan bir insan, kendi fıtratını öğrenir.Kur’ân okurken fıtratını da doğru bir biçimde kullanırsa, Kur’ân’dan daha fazla istifade eder.Evet, fıtratın yanlış kullanılması da söz konusu olabilir.İşte şimdi, o yanlış kullanımlardan bir tanesini öğrenmeye çalışacağız.Serlevhamız şu âyettir:


“Doğrusu Biz hakikati, Kur’ân’da, her türlü anlatım tarzını kullanarak açıkladık.Ama insan, varlık içinde, tartışmaya/çekişmeye en düşkün olandır.” (Kehf, 18/54)


Efendimizin (s.a.s) haber verdiği gibi, insan temiz/iyiye eğilimli bir fıtrat (İslâm fıtratı) üzere bu hayata gelir. (Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5) Bu yüzden, insanın kötü davranışları daha sonradan iradesinin tercihi ile olur.Bunda, terbiye edilmemiş nefsin şeytanı dinlemeye eğilimli olması ve insanların çoğuna uyma hastalığı da etkilidir.


Allâh, Kur’ân’da -âyette geçtiği üzere- hakikatin her türlüsünü, en güzel anlatım biçimleri ile bizlere anlatmıştır.Bizim hakikatleri kabul etmemiz gerekirken -ki bu bizim menfaatimize daha uygundur- onun üzerinde tartışmalara girerek, ondan uzak durma gayreti sergileyerek, ebedî menfaatimiz yerine kısa süreli bir rahatı ve zevk almayı tercih ederiz.Halbuki bu zevklerin ve o zevklere ulaşmamızı telkin eden nefsimiz ve şeytanımızın, bize daha sonra hiçbir va’dleri yoktur.Onların işi, insanı boş olanla oyalamak ve hakikati anlamaması için gözünü sürekli boyamaktır.Fakat Allâh, Kur’ân’da da defaatle belirttiği gibi, va’di gerçek olan ve va’dinen dönmesi söz konusu olmayandır.Allâh’ın va’dlerinin gerçek olduğunu anlamak için ille de ölmemiz gerekmiyor.Ortada Kur’ân gibi bir mu’cize var ve Kur’ân’da geçen her haber aynen açıklandığı gibi gerçeklemiş ve kendisinde asla şüphe bulunmayan bir Kitâb olduğunu isbat etmiştir.Meselâ, serlevhamız olan âyette bütün insanlığın psikolojik bir yönüne dikkat çekilmiştir.Kur’ân’ın indiği dönemde, bütün insanlar birbirleri ile görüşemediği gibi, böyle meseleleri araştırmak için bilimsel ortamlar da söz konusu değildi.Fakat biz şimdi görüyoruz ki, insanların çok azı hakikati kabul ediyor ve çoğu onun hakkında binbir türlü bahaneler bularak, ondan uzaklaşmaya çalışıyor.Yâni insanlığın kendisi, bu âyeti tasdik etmektedirler.


İnsanın, hakikat hakkında tartışmaya/çekişmeye düşkün olmasının bir başka sebebi, her şeyi maddeye indirgemesidir.Aktardığımız âyetten bir sonraki âyette, bu konu açık bir şekilde ifade edilmiştir.Ahlâkî mânâsı güvenmek demek olan îmân, bu hastalığı yok etmek için kâfîdir.Aksi halde insanların mutmain olması, bu konuda tartışmaya girişmemesi mümkün görünmemektedir.Hakikat konusunda çekişmekten uzak durabilmenin tek yolu, Allâh’ı çok iyi tanımak -ki bu ancak O’nun esmâsını ve tecellilerini bilmek ile olur- ve O’na teslîm olmakla mümkündür.Çünkü insan hakikati anlamak için kendini yeterli görürse, her insana göre farklı hakikatler ortaya çıkar.Oysa, hakikat birdir ve hakikati yaratan kim ise hakikatin tarifini yapmak da O’na mahsustur.Bununla birlikte, işin hikmetini anlamak için sualler sormak ve araştırmalar yapmak reddedilen değil, teşvik edilen bir şeydir.Yerilen şey, hakikati duyduğu ve gördüğü halde bile bile kabul etmemektir.Allâh bizleri böyle bir gurur ve kibirden, enâniyettten muhafaza etsin.


Bu yazı, Tevhîd Kalesi ve Suffa Mektebi‘nin ortak yayınladığı bir yazıdır.


Ve’l Hamdu Lillâh.


Yorum Yaz