Hakîkî İlâh, Bir Olan Allâh’tır

Kulluk Kavramı
Kulluğun Mükafatı
İbâdet Duygusunun Oluşma Nedeni
İlâh Arayışının Fıtrattaki Yeri
İnsanların İlâh Arayışlarının Neticesi


Önceki konularla (yukarıda) bağlantılı olarak şöyle bir soru akla gelebilir: “Bütün bu değişimler niçin meydana geldi? Allâh’tan başka bir ilah inancı üzerinde olunduğu sürece arayış devam ediyor da, Allâh (c.c.) inancına ulaşınca bu arayış neden duruyor?” Bu olayı derinliğine düşündüğümüzde sadece köklü bir sebebi olduğunu görürüz. O da, insanı ibadete yönelten ve gerçekte Allâh’tan başkasına ibadete çağırmayan fıtrattır. Fıtrat ancak hakiki ilah olan Allâh’a ibadetle tatmin olur ve huzur bulur. Bazı fertlerde, bu ızdırap ve sıkıntılarla beraber akıl noksanlığı, taassub, inat ve babaları (atalarının dini üzerine olma anlayışı) körü körüne taklit gibi engellerin varlığı çok ayrı bir durumdur.


Daha önce de belirttiğimiz gibi, fıtri ibadet hissinin meydana gelişi tamamen göklerde ve yerde bulunan her zerrenin Allâh’a ibadetle meşgul olmasındandır. Çok cahil ve azgın olan insan, Allâh’ı bilmeyince, O’ndan başkasını kendisine ilah kabul edip, ona ibadet eder. Onun bu durumunda vücudunu oluşturan uzuvlardan hiç birisi onunla uyum halinde değildir. İlahı zannettiği putuna doğru ilerlemesini sağlayan ayakları ancak Allâh’a ibadet için yürür, kendisiyle putuna kurban ve adaklar adadığı elleri sadece Allâh’a ibadet için hareket eder, putunun önünde yere koyduğu alnı yalnızca Allâh (c.c.) için yere değer, putunu yüceltip, övdüğü dili her zaman Allâh’ı yüceltip, övmek için hareket eder. O, ilah olarak zannettiği varlığa, putuna yaptığı ibadet ve itaatinde her yönüyle aldanma içerisindedir ve sadece kendisini aldatmaktadır. Bu halin yanlış olduğuna kainattaki bütün zerreler şahitlik eder. İnsanın bizzat kendi yapısı bu duruma isyan eder ve şöyle der:


“Kendisi de bir mahluk olan şeylere nasıl itaat eder, boyun eğersin? Bu kadar büyük bir cahilliği nasıl olur da işlersin?” Yapısı bunları söyler fakat müşrikler anlamaz, çünkü, bu sesleri duyacak kulakları, anlayacak akılları yoktur. (Burada “Kul Allâh’tan başkasına ibadet ettiği halde, yine de Allâh’a ibadet etmiş sayılır” anlamı çıkaran, doğru anlamamış demektir.Yukarıda da izah edildiği gibi her bir zerrenin Allâh’a olan itaati vurgulanmak istenmiştir.Bu ikisi arasındaki ince farkı iyi anlamak gerekir)


Kulluk ve İtaatin Birleşmesi


Bilindiği gibi itaat, bir ibadet şekli olarak kulluğun parçasıdır. İnsan ne zaman bu parçayı bütünden ayırmışsa, keder ve ızdıraba yuvarlanmıştır. İnsanlar ancak cehalet ve anlayışsızlık perdesini kaldırıp Mâlik, Râzık ve Hâlık olarak Allâh’ı tanırlarsa kendilerinde olması gereken şekliyle kulluk ve itaat meydana gelir. Burada, insan için, parçayı bütünden ayırma durumu olmadığı müddetçe huzur, rahatlık ve sükunet vardır.


Ebu’l A’lâ Mevdûdî


Yorum Yaz