En Az Anladığımız Sûre: Fâtiha

Bir insan, hem Müslüman olduğunu iddia ediyor hem de Fâtiha‘yı bilmiyorsa, o kişinin Müslümanlığından söz etmek doğru olmasa gerektir.Çünkü bu önemli sûre, bir Müslümanın namazlarında okuduğu, olmazsa olmaz, du’â hükmündeki bir sûredir.Kaldı ki, namazlarını tembellikle aksatan kimseler bile, “el-Fâtiha” sesini duyduklarında, hemen okumaya başlarlar bu sûreyi…


Kur’ân’dan en çok okuduğumuz sûre olmasına rağmen, anlamı sorulsa kem küm eder açıklayamayız; bunun ana sebebi, klasikleşmiş ezber metodudur.Bu ezber metoduna göre, ezberlenecek olan şeyi hafızaya kaydetmek ve bir kaset/cd gibi tekrar tekrar dile getirip okumak, bir amaç haline gelmiştir.Halbuki Kur’ân’ı hafızaya almak, bir amaç değil araçtır.Bu işin amacı, ezberlenilen metni hayata dönüştürmektir.Yani ezberlemek, ezberlenilene daha kolay bir şekilde ulaşmak içindir; amaç ise, anlamak ve hayattaki karşılığını bulmaktır.İsterseniz, bu sûreyi hep birlikte, anlamıyla birlikte okuyalım.


Bismillâhi’r Rahmâni’r Rahîm.


1. El-Hamdu Lillâhi Rabbi’l ‘Âlemîn.


Hamdın, yani övgününün tamamı…Medh kelimesi de övmek mânâsındadır ve dilimizde de kullanılır.Bu iki kelime arasındaki temel fark; medh, sadece sözle yapılırken, hamd ise, hem söz hem de amel gerektirir.İşte böyle bir hamdın tamamı, ‘âlemlerin Rabb’ine mahsustur.’Âlemlerin Rabb’i ise, en geniş mânâda, terbiye edilecek olan her şeyi terbiye eden, demektir.Özelde ise, insanlığı terbiye etme görevini üzerine alan demektir.


Bu durumda Fâtiha’nın ilk âyeti ile şunu demek isteriz: “Allâh’ım biz seni hem sözlerimiz ile hem de amellerimiz ile övmekteyiz, çünkü bu övgülerin tümüne bizim tek terbiyecimiz olarak ancak Sen layıksın!”


2. Er-Rahmâni’r Rahîm.


Rahmân; zâtı rahmet sahibi olan demektir.Rahîm ise, Rahmân ismine bağlı olarak, rahmet eden demektir.Allâh’ın Rahmân ismi zâtında bulunduğu hâlde, insanlardaki rahmet Allâh’ın insana verdiği rahmet duygusu sayesindedir.Yani Allâh’ta ezelî ve ebedî olarak varken, insan bunu Allâh’ın vermesi ile kazanmıştır.


3. Mâliki yevmi’d dîn.


Allâh, zâtı itibari ile Rahmân’dır ve buna bağlı olarak çok rahmet eden Rahîm’dir.Fakat, unutma ki o sana bazı yükümlülükler vermiştir.Bu yükümlülüklerini de kolaylaştırmıştır ki bu, O’nun Rahmân ve Rahîm isimlerinin tecellisidir.Ancak, bir hesab günü var ki, o gün çok çetindir.Ancak îmân ile gelenler kurtulabilirler.Yani o gün Allâh’ın senden istediği iki şey vardır, îmân ve sâlih amel…Bu ikisi olursa, bu günde de O’nun rahmetinden payına düşeni alırsın.Bu ikisi sende yoksa, o zaman ceza (yaptıklarına karşılık) olarak, azab kuyusuna atılırsın.Çünkü dünyada iken sana doğru yol gösterilmişti ve bu hesab gününün geleceği de açıkça söylenmişti.Ama sen, bunları kulak ardı ettin ve kendi heva-hevesinin peşine düştün.Hak ettiğin, Cennet’ten mahrum olmaktır.


4. İyyâke na’budu ve iyyâke nesta’în.


Allâh’ın sâlih kulları, O’nun Rahmân ve Rahîm olduğunu ve dîn gününe Mâlik olduğunu bildiklerinden, bu dünyada; “Yalnız Sana kulluk ettiğimiz için, yalnız senden medet umarız” deyip, bunun gereğini yerine getirirler.Hayatın hiçbir alanında ve hiçbir zamanında, Allâh’ı unutarak iş yapmazlar ve Allâh’ın hayatın her bir zerresine mudahil olduğuna îmân etmişlerdir.İşte bu yüzden kulluğu O’na has kılarlar ve her türlü ihtiyaçlarını da yine O’ndan isterler.


5. İhdina’s sırata’l mustakîm.


Yine o îmân eden sâlih kullar, hidayeti verenin Allâh olduğunu çok iyi bilirler.Bu yüzden “Bizi istikametli yola çevir ve ayaklarımızı orada sabit kıl” diye du’â ederler.O kullar ki, Allâh’ın hidâyetin Kur’ân olduğunu çok iyi bilirler ve dilleriyle yaptıkları du’âyı, Kur’ân’a uyarak, hayatlarıyla da desteklerler.


6. Sırâtellezîne en’âmte ‘aleyhim.


O kulların du’âsı şöyle devam eder; “(Bizi) Ni’met verdiklerinin yoluna (ilet).” Burada ni’met, îmân ni’meti olmalıdır.Çünkü hava, su, güneş, toprak ve bunlardan neşet eden tüm ni’metlerden, hem mü’minler hem de îmân etmeyenler istifade etmektedirler.Evet bu böyledir, bir sonraki âyet de bunu desteklemektedir.


7. Ğayri’l mağdûbi ‘aleyhim ve le’d dâllîn.


Bir önceki âyette ni’met verilenlerin yoluna iletilmek isteyen mü’min kullar, bu âyette ni’metleri istemeyenlerin kimler olduğunu da söylüyorlar.O ni’metleri istemeyen kullar “Gazaba uğrayan ve sapıtanlar”dır.Gazaba uğramış kişilerin Yahûdîler, sapmış olanların ise Hristiyanlar olduğu Efendimiz (s.a.s) tarafından bildirilmiştir. (Tirmizî, Tefsir 21) Rabb’imiz, diğer zümreleri anmaya gerek görmemiştir.Dolayısı ile Fâtiha’yı okuyanın, yalnız İslâm dîninden olmakla kurtuluşa erebileceği şuuruna ermesi gerekmektedir.


Arab’ca bizim ana dilimiz olmadığı için, Fâtiha’yı her okuduğumuzda bu anlamların zihnimizde uyanmasını sağlamak pek kolay olmasa gerektir.Fakat, bu önemli sûreyi -ki sûrelerin hepsi önemlidir- zaman zaman farklı terfsirlerden okuyarak kavramaya çalışırsak, zaman içinde mânâlar da kendiliğinden gelecektir.Allâh bizleri, Kur’ân’ı çok okuyup anlamayanlardan değil, anlamak için çok okuyanlardan etsin.Anlayıp da amel etmeyenlerden değil, amel etmek için anlayanlardan kılsın.Allâhumme âmîn.


Bu konu, Tevhîd Kalesi ve Suffa Mektebi‘nin ortak olarak sundukları bir konudur.


Ve’l Hamdu Lillâh.


Yorum Yaz