Ehl-i Sünnet Nedir, Ne Değildir…
Bir âlimimiz diyor ki:
“İmam Azam’ın şahsında sembolleşen tavır, gerçek sünnet ehlinin tavrıdır; Ehl-i Sünnet zırhının arkasına sığınıp, saltanat meddahlığı ve tarih tücarlığı yapanların değil.”
Ehl-i sünnet olabilmek için, bir yere “ben Ehl-i Sünnet’im” yazmakla ya da bunu söylemekle insan sünnet ehli olamaz.Bu işin adı üstündedir, ehl olmak.Bir işin ehli olabilmek için, o işi şahsınızda yansıtmanız gerekir.Sizin kendinize değil, insanların size ehil demesi lazımdır.O işe ehliyetiniz olup olmadığına, siz karar verdiğiniz ân, işler yokuşa sürülür.Herkes bir şeyin ehli olduğunu söyler çıkar.Ortalık, sadece söz söyleyen ama iş yapmayan şahsiyetsiz ve ehliyetsiz insanlarla dolar.
İlk önce sünnetin ehli olmak için, Kur’ân’ın mânâlarını anlamak ve yaşamak gerekir.Çünkü Rasûlullâh’ın (s.a.s) en önemli sünneti, Kur’ân’a uymaktır.Çünkü sünnet, Kur’ân’ın beyânıdır.Sünnet, Rasûlullâh’ın (s.a.s) kendi hayatını Kur’ân’a göre düzenlemesidir.Yoksa Efendimiz (s.a.s), hâşâ, ben bir takım uygulamalarda bulunayım da insanlar da bunları hayat tarzı haline getirsin, diyerek bir yol/sünnet belirlememiştir.O (s.a.s) sadece kendisine vahyedilene uyuyor ve kendisine vahyedildiği gibi yaşıyordu.O (s.a.s), Allâh kendisine ne bildirdi ise ondan başkasını yapmıyordu.Sünnet ehli olmak isteyen varsa, işte Rasûlullâh’ın (s.a.s) sünneti budur.Sünnet ehli olmak slogan atmak ve o kalenin arkasına sığınarak yapılan yanlışları meşrulaştırmak değildir.Hele hele bid’atleri sünnet diyerek insanlara dayatmak hiç değildir!Aynı değerli âlimimiz şunları da söylüyor:
“…Hele bu işi akidenin ve ehl-i sünnetin arkasına sığınarak yapmak isteyenlerin mazereti hiç yoktur.Çünkü sünnet ehlinin siyâsî tavrını şahsında sembolleştiren İmam Azam’ın bakış açısı ve tavrı böylesine mazeretleri kökünden iptal etmektedir.”
Bu işi diyerek kastettiği şey, tarihte yaşanan ve halen yaşanmakta fitne olaylarıdır.Bazı kimseler o olayların üstünü örterek, İslâm tarihinde hiçbir pürüz olmadığını iddia etmekteler.Halbuki o cahillerin bu saklama psikolojileri, müsteşrikler tarafından tarihi bilgilerle isbatlanarak bire bin katılarak yalan yanlış olarak insanlara ilan edilmiştir.Ayrıca, cahil Müslümanlar bu örtülen gerçeklere binaen kendi tarihlerini “anlı-şanlı” kelamlarıyla kutsallaştırarak, tarihten ibret almak yerine onu bir asabiyete dönüştürmüşlerdir.Evet tarih ibret almak içindir, kutsamak ya da yerin dibine sokmak için değil.Eğer siz kutsarsanız, birileri de sizin yaptığınızın tersini yaparak sizi yerin dibine sokar.
Başka bir yandan baktığımızda, Türkiye’de doğduğu için adı “ehl-i sünnet” olan ama hiçbir sünneti (farzlar dahil) yerine getirmeyen birisi ve sünnete uymaya âzamî önem verdiği hâlde, bir Şia memleketinde doğduğu için adı Şia olan başka birisi…Şimdi bu iki tavırdan hangisi sünnet ehli?Türkiye’de doğan kişi hiçbir sünneti yerine getirmese de kafadan sünnet ehli olurken, bir başkası sünneti uyguladığı hâlde neden ismi başka bir şey olsun?Onun adına kim ne derse desin, sünnete uyan kimse gerçek ehl-i sünnettir.
Adı ehl-i sünnet olup her türlü zulmü ve çirkinliği yapan insanlar olduğu gibi, adı Şia olup her türlü sünnete uyma gayreti içinde olan insanlar da vardır.Bunun tersi de geçerlidir.Yukarıda bir işin ehli olmak için o işi benimsemek ve hayat tarzı haline getirmek gerektiğini söylemiştik.Dolayısı ile, isimler de buna göre verilmelidir.Alıştığımız kalıpların dışına çıkıp, hakikat olanı gün yüzüne çıkarmak istiyorsak, bu gereklidir.Bizim farklı isimler altında bulunmamız, meşrebimizin, mizacımızın, mezhebimizin ve sair farklı olması bizim Tevhîd altında birleşmemize mânî değildir.Bugün bir diyalog yapılacaksa, bu diyalog ilk önce Müslümanlarla olmalıdır.Daha kendi kardeşlerimiz arasındaki problemleri çözemezken, neden gayri-Müslimlerle diyaloga girip onları hoş görelim?
Şunu altını çize çize vurgulamak isterim ki, diyalog ve tebliğ farklı şeylerdir.Tebliğin ortamı, zamanı, mekanı yoktur.Her zaman ve zeminde uygun şartlar içinde yapılır.Ama diyaloga yüklenen anlam bu değildir.Diyalog Müslümanları zillete mahkum etmekten başka bir işe yaramaz.Birilerinin yaptığı gibi, diyalog içinde olan kardeşlerimi kötülemek niyetim yoktur.Ben “diyalog düşüncesini” doğru bulmuyorum.
İnşaallâh, bizim bir hakikatı ortaya koymak niyetiyle yazdığımız bu yazımız, sünnet ehli olmayan kimselerin şerrinden korunacaktır.Biz Allâh’a dayanmışızdır, O bize yeter!
Ve’l Hamdu Lillâh.

Yorum Yaz