Çok Okumak Mı, Çok Anlamak Mı?

Daha önce, Kıtâl (harb) ve hakkımızda hayırlı olanı, Kur’ân’dan doğru bir şekilde okumaya çalışmıştık.Doğru “Kur’ân Okumaları” yapmak, İslâm’ın mükemmeliğini ortaya koymak açısından önemlidir.Yanlış okunan ve okutulan Kur’ân, insanları ancak saptırır.Bugün konumuzun serlevhası olan âyeti paylaşmakla dersimize başlayalım inşaallâh:


“İşte böylece sizin dengeli (mûtedil, orta yolda) bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Rasûl de size örnek ve model olsun diye.Rasûl’e uyanların arasından topukları üzerinde geri dönenleri seçip ayırmak için, senin daha önce yöneldiğin yönü kıble olarak belirledik.Hiç şüphesiz bu olay, Allâh’ın yol gösterdikleri hariç, herkes için zor bir sınavdı; Allâh sizin îmânda olan sebâtınızı kesinlikle zâyi etmeyecektir.Elbette Allâh, sınırsız bir şefkat ve limiti olmayan bir merhametin sahibidir.” (Bakara, 2/143)


Âyetin hemen girişinden almamız gereken ilk ders, Rasûlullâh’ı (s.a.s) örnek ve model almak ve O’nun (s.a.s) gibi orta yolda bulunmaktır.Allâh’ın bizim orta yolda olmamızı, bize bir örnek göndermeden murâd etmesini düşünmek, her şeyden önce sünnetullâh’a aykırıdır.Çünkü ortada bir model yoksa, insanların orta yolda gitmesi beklenemez.İşte bu sebeble Allâh, insanlığı yaratmış ve onlara orta yol olan İslâm’ı tebliğ eden ve açıklayan elçiler göndermiştir.


İslâm dîninin orta yol olduğu, İslâm ümmetinin orta yolda olduğunu söyleyen bu âyet ile sabittir.Fakat “Ümmetin orta yolda olması, ümmetin içindeki bireylerin hepsinin orta yolda olmasını gerektirir mi?” diye önemli bir soru sorduğumuzda, bu soruya şöyle cevab verebiliriz:


Ümmetin içindeki bireylerin orta yolda olabilmesi için, ümmet olma şuuruna varmaları gerekmektedir.Ümmet olma şuuru ise, İslâm’ı, Allâh’ın murâdına uygun bir şekilde yaşamakla, yani Rasûlullâh’ın (s.a.s) sünnetine uyarak mümkündür.Her zaman belirttiğimiz gibi, Rasûlullâh’ın (s.a.s) en büyük sünneti, Kur’ân’a uymak ve insanları da O’na uymaya davet etmektir.Buradan hareketle, ümmetin şu ânki durumunu kısaca tahlil edelim.

 

İslâm Ümmetinin Durumu

 


İslâm ümmetinin zamanımızdaki durumuna baktığımızda, maalesef bir ümmetten daha çok, bir topluluk içinde birbirine düşman olan birçok fırkadan söz etmek gerekmektedir.Bunun iki tane sebebi vardır: İfrat ve tefrit.


İfrat kısmına girenler, ameli her şeyin üzerinde tutarak amel etmeyenleri İslâm’ın dışında görmektedirler.Amel konusunda aşırı giden bu grup, önüne çıkan her şeyi haram-farz sınıflandırmasına tabi tutarak, mubah olanları bile bu iki kategoriden birisine koymuşlardır.Tefrit kısmına girenler ise, amel etmeyip dilleri ile Müslüman olduklarını söylediklerinden, gerisinin teferruat olduğunu düşünmektedirler.Bu iki aşırı ucun ikisinde de Kur’ân’ı çokça okuyan kimseler mevcuttur.Böyle olduğu hâlde onları ifrat ve tefrite (aşırı uçlara) sürükleyen ana sebeb, Kur’ân’ı çokça okudukları hâlde, zerre kadar anlamamalarıdır.Çünkü, yukarıda da belirttiğimiz gibi Kur’ân’ı doğru anlayabilmek, sünnete ittiba ile mümkündür.Çünkü Rasûlullâh’ın (s.a.s) sünnetine göre, bir işte bir hüküm vermeden önce Kur’ân’ın tamamına bakılmalıdır.Bir tek âyete bakarak hüküm vermek, hakikatin bir tek parçasını öne çıkarmak olur.Bu da hakikat olmaktan çıkıp, zulme, haksızlığa, çapulculuğa dönüşür.Halbuki Kur’ân’ın tamamına vâkıf olan bir insan âyetlerin birbirini tamamladığını ve birbirini tamamlayan âyetler bilinmeden hüküm verilmesinin hatalı olacağını çok iyi bilir.


Yine ümmetin ümmet olabilmesi için, Allâh’ın bizim hakkımızdaki murâdına tam anlamıyla teslimiyet göstermesi gerekmektedir.Çünkü biz biliyoruz ki, güzel gördüğümüz bir işte şer, şerli gördüğümüz bir işte de güzellik olabilir.İşin bu kısmını, konumuzun başında verdiğimiz âyetin ikinci kısmı çok iyi açıklamaktadır.Allâh, insanların hoşlarına gitmeyen ama doğru olan şeylere yönlendirir.İnsanlar Allâh’ın bu tür emirlerini yerine getirdiklerinde, hoşlanmasalar bile, kendileri için hayırlı olanın bu olduğunu görürler.Fakat o emirleri yerine getirmeyenler, nefisleri bundan hoşlansa da, şerli bir yola girdiklerini müşahede ederler.(Ayette kıbleden kasıt, Mescid-i Aksâ’dır.Kâbe dururken, Mescid-i Aksâ’ya yönelmeyi doğru bulmayanlar ile, Allâh’a teslimiyet gösterenlerin birbirinden ayrılması amaçlanmıştır.)


Konumuzu toparlayacak olursak; Kur’ân’ı yüzünden okuyarak yüz kere hatmetmenizdense, onun bir âyetinin bir mânâsını anlamanızı tercih ederiz.Şüphesiz ki, O’nun okunması, anlaşılması içindir.Eğer bir kitâbı anlamak derdiniz yoksa, onu okumanın ne gibi bir faydası olabilir ki?İşte Kur’ân da ancak anlaşılmak ve yaşanmak için okunmalıdır.


Bu konu, Tevhîd Kalesi ve Suffa Mektebi’nin ortak işlediği bir konudur.


Ve’l Hamdu Lillâh.


Yorum Yaz